Bej Rengi Araba
            Çiçek Sokağa bej rengi yeni arabalarıyla girdiler ilk defa. Soysal çiftinin yüzlerinde gülücük eksik değildi o gün. Haftalar önce arabayı sokakta park edecekleri yeri düşünmüşlerdi en sonunda hemen apartmanın yandaki çöp kovasının karşısında karar kılmışlardı. Yeni arabalarını özenle park ettikten sonra çıkıp, hayal ettikleri yerde ona baktılar. Birbirlerine gülümseyip, arabanın bagajından alışveriş poşetlerini aldıktan sonra apartmanlarına girdiler.
            İsmail, bej rengi yeni arabalarıyla Soysal çifti sokağa girerken bakkaldan dışarı atıldı.
            Elinde bitiremediği ekmek arası beyaz peyniri vardı. Arabayı sokağa girdiği andan itibaren gözünü ayırmadan takip etti. Gözlerini ayırmadan ellerini üzerindeki mavi önlüğe silip aracın yanından geçerken, her gün genç çiftin yaptığı gibi bakkala uğrayıp bir şeyler almasını bekledi. Ama o gün aracın içindeki çift durup bakkala girmek yerine doğruca evlerine gidiyorlardı. Sonraki bir hafta boyunca Soysal çifti Çiçek Sokakta hiç yürümedi. Sürekli evlerine arabalarıyla gidip geliyorlardı. İsmail ise her gün bu çiftin bakkalına gireceği anı bekliyordu. 
            İsmail için Soysal çifti düzenli müşteri demekti. Her gün en pahalısından ikişer paket sigara, bir ekmek, iki şişe süt ve isteklerine göre değişen şeyler alıyorlardı. Aldırdıklarını deftere yazdırsalar da aybaşında mutlaka kuruşu kuruşuna öderlerdi. Ancak bej rengi araba her şeyi değiştirmişti. Artık İsmail’in bakkalından almak yerine alışverişlerini kredi kartıyla büyük marketlerden yapıyorlardı. Arabaları sayesinde de bunları kolaylıkla taşıyorlardı. 
            Soysal çifti bir bankada üst düzey memur olarak çalışıyor ve iyi miktarda maaş alıyorlardı. Henüz iki yıllık evlilerdi ve yeni yeni yatırım yapmaya başlıyorlardı. İlk yatırımlarıysa Bej Rengi Arabaları olmuştu.
            İsmail, daha yirmi beş yaşında babasından kalan dükkânı işletiyordu. Liseden sonra okumaya devam etmemiş askerden de üç ay önce gelmişti. Bakkalda olmadığı zamanlarda da evde oturur, canı çekerse de evdeki yemek kitaplarından bakarak güzel yemekler pişirirdi.
            Soysal çifti, bakkala uğramayalı çok zaman olmuştu hatta İsmail beni unutmayın dercesine artık bakkalın kapısında sandalyesiyle oturmaya başlamıştı. Ancak Soysal çifti ona bir kere bile ona bakmadan yanlarından geçip gidiyordu. Sadece bir kere Ömer Bey, arabalarını aldıkları ayın borcunu vermek için gelmişti. O gün de borcunu verip bakkalda çok durmadan çıkmıştı.
            Soğuk bir gece vakti, İsmail bakkaldan çıkıp Soysal çiftinin bej rengi arabalarına doğru yürümeye başladı. Yürürken de eski meyve kasalarından aldığı çiviyi tahtasından ayırmaya uğraşıyordu. Arabanın yanına geldiğinde durup onun bej renginin gece vakti çok güzel göründüğünü düşündü. Sonra yavaşça arabanın yanından yürümeye başladı. Yürürken de çiviyle aranın bej rengini derin bir şeritle ayırmaya. Ardından çiviyle tekerlekleri patlattı. İşini bitirdikten sonra bakkala doğru yürürken yüzünde hafif bir gülümseme vardı.
            Ertesi gün Soysal arabalarına olanı gördükten sonra birlikte bakkala girdiler. İsmail’e kimin yaptığını sordular. İsmail ise bilmediğini söyledi. Soysal’lar işyerine o gün taksiyle gittiler. Akşamına ise taksiden bakkalın önünde inip bir şeyler aldılar. İsmail bu duruma sevinmişti. Tekrar her şey eskisi gibi olacak…
            İsmail bakkalı açmak da biraz geç kalmıştı o akşam. Soysal çiftinin oturduğu apartmanın önünde o gün bir kamyon vardı. İşçiler sürekli bir şeyleri apartmanından kamyona taşıyorlardı. İsmail bakkalı açtığında Ömer Bey ve Melahat Hanım bakkala geldiler, İsmail’den işçiler için bir şeyler hazırlamasını istediler. İsmail kimin taşındığını sorduğunda “biz” cevabını aldı. Melahat Hanım mahallenin artık onlar için güvenli olmadığını ve çok korktuklarını ekledi. Nereye taşınıyorsunuz diye sorusuna ise Ömer Bey, “Bankanın lojmanına” diye cevap verdi. İsmail arabayı sordu. Ömer Bey, tamircide olduğunu ve birkaç güne alacaklarını söyledi. 

            Soysal çifti, Çiçek Sokaktan son geçişlerini bir kamyonun çiftli ön koltuğunda yaptı. Bu sefer bakkalın önünden geçerken İsmail’e selam verdiler.

            Bej Rengi Araba

            Çiçek Sokağa bej rengi yeni arabalarıyla girdiler ilk defa. Soysal çiftinin yüzlerinde gülücük eksik değildi o gün. Haftalar önce arabayı sokakta park edecekleri yeri düşünmüşlerdi en sonunda hemen apartmanın yandaki çöp kovasının karşısında karar kılmışlardı. Yeni arabalarını özenle park ettikten sonra çıkıp, hayal ettikleri yerde ona baktılar. Birbirlerine gülümseyip, arabanın bagajından alışveriş poşetlerini aldıktan sonra apartmanlarına girdiler.

            İsmail, bej rengi yeni arabalarıyla Soysal çifti sokağa girerken bakkaldan dışarı atıldı.

            Elinde bitiremediği ekmek arası beyaz peyniri vardı. Arabayı sokağa girdiği andan itibaren gözünü ayırmadan takip etti. Gözlerini ayırmadan ellerini üzerindeki mavi önlüğe silip aracın yanından geçerken, her gün genç çiftin yaptığı gibi bakkala uğrayıp bir şeyler almasını bekledi. Ama o gün aracın içindeki çift durup bakkala girmek yerine doğruca evlerine gidiyorlardı. Sonraki bir hafta boyunca Soysal çifti Çiçek Sokakta hiç yürümedi. Sürekli evlerine arabalarıyla gidip geliyorlardı. İsmail ise her gün bu çiftin bakkalına gireceği anı bekliyordu.

            İsmail için Soysal çifti düzenli müşteri demekti. Her gün en pahalısından ikişer paket sigara, bir ekmek, iki şişe süt ve isteklerine göre değişen şeyler alıyorlardı. Aldırdıklarını deftere yazdırsalar da aybaşında mutlaka kuruşu kuruşuna öderlerdi. Ancak bej rengi araba her şeyi değiştirmişti. Artık İsmail’in bakkalından almak yerine alışverişlerini kredi kartıyla büyük marketlerden yapıyorlardı. Arabaları sayesinde de bunları kolaylıkla taşıyorlardı.

            Soysal çifti bir bankada üst düzey memur olarak çalışıyor ve iyi miktarda maaş alıyorlardı. Henüz iki yıllık evlilerdi ve yeni yeni yatırım yapmaya başlıyorlardı. İlk yatırımlarıysa Bej Rengi Arabaları olmuştu.

            İsmail, daha yirmi beş yaşında babasından kalan dükkânı işletiyordu. Liseden sonra okumaya devam etmemiş askerden de üç ay önce gelmişti. Bakkalda olmadığı zamanlarda da evde oturur, canı çekerse de evdeki yemek kitaplarından bakarak güzel yemekler pişirirdi.

            Soysal çifti, bakkala uğramayalı çok zaman olmuştu hatta İsmail beni unutmayın dercesine artık bakkalın kapısında sandalyesiyle oturmaya başlamıştı. Ancak Soysal çifti ona bir kere bile ona bakmadan yanlarından geçip gidiyordu. Sadece bir kere Ömer Bey, arabalarını aldıkları ayın borcunu vermek için gelmişti. O gün de borcunu verip bakkalda çok durmadan çıkmıştı.

            Soğuk bir gece vakti, İsmail bakkaldan çıkıp Soysal çiftinin bej rengi arabalarına doğru yürümeye başladı. Yürürken de eski meyve kasalarından aldığı çiviyi tahtasından ayırmaya uğraşıyordu. Arabanın yanına geldiğinde durup onun bej renginin gece vakti çok güzel göründüğünü düşündü. Sonra yavaşça arabanın yanından yürümeye başladı. Yürürken de çiviyle aranın bej rengini derin bir şeritle ayırmaya. Ardından çiviyle tekerlekleri patlattı. İşini bitirdikten sonra bakkala doğru yürürken yüzünde hafif bir gülümseme vardı.

            Ertesi gün Soysal arabalarına olanı gördükten sonra birlikte bakkala girdiler. İsmail’e kimin yaptığını sordular. İsmail ise bilmediğini söyledi. Soysal’lar işyerine o gün taksiyle gittiler. Akşamına ise taksiden bakkalın önünde inip bir şeyler aldılar. İsmail bu duruma sevinmişti. Tekrar her şey eskisi gibi olacak…

            İsmail bakkalı açmak da biraz geç kalmıştı o akşam. Soysal çiftinin oturduğu apartmanın önünde o gün bir kamyon vardı. İşçiler sürekli bir şeyleri apartmanından kamyona taşıyorlardı. İsmail bakkalı açtığında Ömer Bey ve Melahat Hanım bakkala geldiler, İsmail’den işçiler için bir şeyler hazırlamasını istediler. İsmail kimin taşındığını sorduğunda “biz” cevabını aldı. Melahat Hanım mahallenin artık onlar için güvenli olmadığını ve çok korktuklarını ekledi. Nereye taşınıyorsunuz diye sorusuna ise Ömer Bey, “Bankanın lojmanına” diye cevap verdi. İsmail arabayı sordu. Ömer Bey, tamircide olduğunu ve birkaç güne alacaklarını söyledi.

            Soysal çifti, Çiçek Sokaktan son geçişlerini bir kamyonun çiftli ön koltuğunda yaptı. Bu sefer bakkalın önünden geçerken İsmail’e selam verdiler.

Aşkın Hikayesi

Civan, elinde kırmızı, beyaz, mor ve sarı güllerin olduğu bir demetle arnavut taşlarla kaplı eğimli yolu yavaş yavaş çıkıyordu. Yürürken elindeki çiçek demetinden utanırcasına elinde nasıl tutacağına karar veremiyor, bakışları da sürekli insanların üzerinde geziyordu. Demeti zaman zaman yeni doğmuş bir bebek gibi kollarına yaslayarak taşıyor, zaman zaman da evinin önünü süpürmek üzere olan bir kadının süpürgeyi umursamazca ve sıradan tutması gibi tutuyordu. Bebek gibi tutarak yürüdüğünde utancından terlemeye başlıyor, alnından şelaleleri kıskandıracak derecede ter boşalıyordu. Umursamadan tutarken ise güllerin yaprakları gri taşların üzerinde unutulduklarını belli edercesine parlıyordu. Ancak Civan arkasında bıraktığı her hangi bir şeyi düşünemeyecek kadar heyecanlıydı. Kalbi sıradan bir aşığın kalbinden on kat daha hızlı atıyordu. Yürürken bazen adımlarının senkronu tutmuyor, bazen de bir bacağı ileriye atılmak istemezcesine arkasında kalıyordu. İstemsizce gözü seğiriyor ve bu durum yanından geçen bazı insanların anlamsız bakışlarına, küfürlerine ve bazı kadınların da kıkırdamalarına yol açıyordu. Ancak Civan’ın içinde bir yerde hiçbir yere sığdıramayacağı bir mutluluk taşıyordu. Sanki mümkün olsa içi bir anda dışına çıkacaktı. O anda kendisinden başka her hangi biri hislerini hissedebiliyor olsaydı muhtemelen bir kalp krizi geçirebilirdi. Neredeyse istemsizce hareket etmeye başlayan Civan’ın kalbi köşeyi dönmeye yaklaştıkça yıllardır zincirlendiği yerden çıkıp depar atarcasına gitmeyi istiyordu. Bundan dolayı kalbine hakim olmak adına elini arada sırada kalbine bastırarak yürüyordu. Tam da bu anda Civan’a dışarıdan bakan her hangi biriniz onun çok ciddi fizyolojik sorunları olduğunu düşünerek, ona acıyabilirsiniz. Eğer taş kalpli biri değilseniz ve az çok Civan’ın şuan ki durumunu biliyorsanız yüzünüzde hafif bir gülümsemeyle vücudunuza yayılan mutluluk hormonun tadını çıkarabilirsiniz. Civan, köşeyi güç bela döndükten sonra kahverengi eskimiş ahşap kaplı, pencerelerinde rengarenk çiçeklerle süslenmiş köşkü ve bir pencereden dışarı çıkıp ılık tatlı bir esintiyle havalanan beyaz tülü seyretmeye koyuldu. Hareket etmemesine rağmen kalbinin çarpma hızı hiç azalmıyordu. Gözleriyle rüzgardaki her bir kıvrımını takip ettiği beyaz tül odanın kapısının kapanmasıyla küçük bir kuş gibi pervaza kondu. Civan’ın gözlerinin çevresinde başlayan bir kırışma tüm yüzüne yayılan bir gülümseye dönüştü. Pencereden dışarıya yavaşça bir el çıktı ve beyaz tülü parmaklarını değdirecekken hafif bir rüzgar eserek tülü savurdu.  Gülay beyaz tülü pencereden dışarıya uzanarak ancak tutabildi. Gözleri pencere pervazındaki çiçeklere gittiğinde Civan’ı gördü. Gülay’ın kaşlarının kalkmasıyla gözlerinin büyümesi neredeyse aynı zamanda oldu ama yüzüne yayılan gülümseme onu görmeden oluşmaya başlamıştı. Gülay, beyaz tülü çiçeklerin üzerinde bırakıp hızlıca içeri girdi. Civan hızlanan adımlarla kapıya doğru yürümeye başladı. Gülay’ın ahşap merdivenlerindeki koşusunun sesiyle Civan’ın arnavut taşlarına vuran ayakkabılarının sesini birbirinden ayırmak imkansızdı. Hiçbir medeniyetin görmediği, duymadığı muhteşem bir gösterinin baş kahramanlarıydılar. Ahşap kapının açılmasıyla birlikte saliseleri kaçırmak istemezcesine Gülay aralıktan bakarak kapıyı açtı. Kapı sonuna kadar açıldığında Civan da son adımını atarak Gülay’ın karşında durdu. Gözlerinin içiyle konuşuyor gibiydiler. Bir süre gülerken çıkarılan seslerinin haricinde bir şey duyulmadı. Civan titreyen ellerle elindeki demeti Gülay’a uzattı. Gülay, çiçekleri alırken Civan’ın elinden tuttu ve Civan’ın hakimiyetini kaybettiği bedeni kendine geldi. Civan, Gülay’ın gözlerinden ruhuna seslenircesine;

            -Eğer bana sarılırsan, dünyanın en mutlu insanı olurum.

Gülay, Civan’a bakarken parıldayan gözlerini kapatarak, yüzündeki tarifsiz gülümsemeyle Civan’a sarıldı. Civan da Gülay’ın saçlarından bir kere öperek gözlerini kapattı. Ve böylece iki ruhun birbirine vermiş olduğu söz, gözlerini kapatarak sonsuza kadar mühürlendi. 

Kinder Surprise Commercial Work

Made by Cihan Ekiz with family.

Music: Daylight Express to Lutz

Çöplükten sesleniyorum sevgili diğerleri

Hiç ruhunuzun çöktüğü oldu mu? Benim başıma geçen hafta geldi bu olay. Ansızın da gelmemişti oysa ki, travmatik ve depresif, acılı bir dönemin sonunda geldi ruh çökmesi. Nedenleri sıralamaya veya feryat edercesine şikayet etmeye gerek yok, sonuçta hepimizin hayatında geçirdiği buhranlar olur. Benim ruhumun çökmesine neden olan da yoğun geçen bir buhrandı. Nedenler önemli değil, sonuçlara bakıyor insanlar zaten. Dar Sokak tabelasının üç buçuk metre önünden köşeyi dönerken gözümdeki kör noktanın tam olarak nerede olduğunu gördüm hayatımda ilk defa. Canlı renklerle bezenmiş çiçeklerle süslü sokağa bakarken bir anda beliriverdi siyah bir nokta. Şaşkınlıkla etrafa bakınmaya başladım. Nereye baksam yerini değiştirmeden olduğu yerde duruyordu. İlk başta beynimin dayanamayarak çöktüğünü düşündüm. Zaten çok da akıllı biri sayılmam, neden çökmüş olabilirdi ki. İşlem gücü bu kadar mı hafif kalmıştı yoksa hayatıma. İlginçtir ki beynimi, beynimle değerlendiriyorum. Kendi kendine düşünüp sanki başkası düşünüyormuş gibi gösteren ilginç bir mahluk içimizdeki. Adımlarımın da bir yandan otomatlaştığını fark ettim. Bacaklarım kalastan farksız bir şekilde birbirlerini öne doğru atıyordu. Bazen de sağa sola devrilecek kadar boktan oluyordum. Sanırım tam da “SİKERİM BÖYLE HAYATIN IZDIRABINI!” diyecek noktadaydım. İç organlarım bağlı oldukları yerden birer birer ayırılıp karnımda birikiyordu. Akciğerlerimin arasından düşen kalbimin midemi patlatması da ilginçti. Mide asidim ciğerlerime sıçrayınca içimde oluşan tepkimenin dumanı burnumdan ve ağzımdan çıkmaya başladı. Kimyasal reaksiyonların içimde yanma başlatmış olması ve derimin artık iyice bir torbadan farksızlaşması insanoğlunun aslında kaosun merkezinde yer aldığı fikrini haklı çıkarıyor gibiydi. Hepimiz kaostan çıkan bir düzeniz! Çok sürmedi sokakta bir kaç adım daha atıp yere yığıldım. Sahi ya hikaye ruhun çökmesiyle ilgiliydi. Ama çöken bir bedenin taşıdığı ruhun bundan sonra iyi olmasını kimse beklemesin. Bir gece kaldım orada öyle. Asidik reaksiyon sürekli devam etti. Kemiklerim eridi, kaslarım eridi, yağlarım eridi. Bedenim bir torbadan farksız oldu. Sabaha karşı bir çöp kamyonu geldi. İki çöpçü beni zorlukla kaldırıp konteynera attı.

Bıçak Seti

İşine yeni başlayan bir pazarlamacı günün sonunda son bir kapıyı çalar.

Yazan&Yöneten
Cihan Ekiz

Oyuncular
Sinan Kaldan
Kübra Yılmaz
Hasan Emre Aydın
Gökhan Ay
Rabia Seydioğlu

Ekip
Sezgin Altınel
Gökhan Ay